MUSLUĞU ALTIN OLSADA SUSUZ ÇEŞMEDEN SU AKMAZ
KİŞİNİN KENDİ ASLAN OLSADA DÜŞENİN DOSTU OLMAZ…..
Yorum (yok)
Yorum yaz!

NE YAPARSAN YAP ÖLECEKSİN
NE KADAR SEVERSEN SEV , SEVDİĞİNDEN AYRILACAKSIN
İSTER ŞER İŞLE, İSTER HAYIR İŞLE HESABINI VERECEKSİN….
Yorum (yok)
Yorum yaz!

Allah'a giden yolların rehberi, dünyada ve âhirette mutluluk yollarının göstericisi Peygamberimiz Hz.Muhammed'i (s.a.) sevmek, her mümine farzdır. Peygamberimiz'e sevgi ve saygı duymak, onu önder ve örnek alıp bağlanmak, Müslümanların dinî ahlâkının bir gereğidir. Bu sevgi ve saygı, diğer peygamberler için de geçerlidir. Peygamberimiz'i sevmek için sebep çoktur. Ama her şeyden önce, peygamber sevgisinin ilk kaynağı, yüklenmiş olduğu ilâhî görevden kaynaklanmaktadır.
Allah'ın Sevgili Peygamberini Sevmek ve SaymakHz.Peygamber (s.a.), Allah'ın sevgili (habîbullah) kuludur. Bunun için Müslümanlar, Peygamberimiz'i andıklarında, onun pekçok niteliği arasında bu durumundan esinle Habîb-i Ekrem (en sevgili kul) şânını da kullanırlar. Kur'an-ı Kerim'in âyetlerinde, Yüce Allah'ın doğrudan Peygamber'e seslendiği, özellikle âyet başı bölümlerinde, "Habîbim" hitabını kullanarak çeviri/meal yaparlar. Ona duyulan sevgiyi, en sevilen çiçeklerden olan gül ile simgeleştirirler. Böylece, Yüce Allah'ın sevdiğini sevmiş oluruz. Çünkü, Allah'ın sevdiğini sevmek, doğrudan Allah'a sevginin bir uzantısıdır. Peygamberimiz, o mükemmel sevgi duasında, şöyle derdi: "
Allahım! Sana duyduğum sevgiyi, kendi canımdan, aile bireylerimden ve serin sudan daha sevimli yap." (Tirmizî, daavât, 72)
Yüce Allah'ı seven, Hz.Muhammed'i (s.a.) de sever: "
De ki: Allah'ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, çok bağışlayıcı ve merhametlidir." (Ali İmran, 3/31.)
Peygamber'e duyulan sevgi, her şeyden ve her türlü sevgiden çok olmalıdır. Bu, her şeyden önce Yüce Allah'ın bir emridir: "
Müminlerin, Peygamber'i kendi nefislerinden çok sevmeleri gerekir." (Ahzâb, 33/6) Bu durumu, Sevgili Peygamberimiz de şöyle belirtiyor: "
Sizden biriniz, beni atasından babasından, evlatlarından ve bütün insanlardan daha fazla sevmedikçe, tam anlamıyla iman etmiş olmazsınız." (Buharî, iman, 8; Müslim, iman, 70) Yine Hz.Peygamber'in (s.a.) belirttiğine göre, "
Allah'ı ve Peygamberini her şeyden çok sevmedikçe tam mü'min olunmaz." (Buharî, iman, 9, 14, edeb, 42; Müslim, iman, 67) "
Canımız sana feda olsun Ya Rasûlallah" ifadesi, işte bu anlayışın bir yansımasıdır.
Alemlere RahmetHz.Muhammed'i (s.a.) sevme sebeplerinden birisi de, âlemlere rahmet oluşudur:
"Doğrusu bu Kur'an'da, kulluk eden kimselere bildiri vardır. Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiya, 21/106-7); "
Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir; fakat insanların çoğu bilmez." (Sebe, 34/28); "
De ki: Ey insanlar! Doğrusu ben, göklerin ve yerin hükümranı, O'ndan başka tanrı bulunmayan, dirilten ve öldüren Allah'ın, hepiniz için gönderdiği peygamberiyim. Allah'a ve okuyup yazması olmayan, haber getiren peygamberine -ki o da Allah'a ve sözlerine inanmıştır- inanın; ona uyun ki doğru yolu bulasınız." (A'râf, 7/158) O, bu niteliklerinin bir gereği olarak, insanlara Yüce Allah'ın buyruklarını ve yasaklarını iletti, hak dini öğretti, ebedî kurtuluş yolunu gösterdi. Bütün bu iyiliklere, ancak şükran, minnet ve sevgi duyulabilir.
Yüce Ahlâk Sahibi ve Güzel ÖrnekHz.Muhammed'i (s.a.) sevme sebeplerinden bir başkası, onun üstün ahlâk sahibi ve uyulacak güzel örnek oluşudur: "
Şüphesiz sen büyük bir ahlâka sahipsindir." (Kalem, 68/4) "
Ey inananlar! And olsun ki, sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok anan kimseler için Rasûlullah (Allah'ın Elçisi) en güzel örnektir."(Ahzâb, 33/21) Bu yönüyle Peygamberimiz, bütün Müslümanlar için "gaye insan, ufuk Peygamber"dir. Süleyman Çelebi, bunu şöyle belirtir:
Zâtıma mir'ât edindim zâtını,
Bileyazdım âdım ile âdını. (mir'ât: ayna, örnek)
Ümmetine DüşkünlüğüHz.Muhammed (s.a.) ümmetine çok düşkündür, çok şefkatli ve merhametlidir: "
Ey inananlar! And olsun ki, içinizden size, sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, inananlara şefkatli ve merhametli bir peygamber gelmiştir." (Tevbe, 9/128) Bu sevgi, şefkat ve merhametin karşılığı da, ancak Peygamber'i sevmek ve saymak olabilir
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Veda eder ağaçlar yapraklarına bu mevsim. Sevdalar inadına daha koyulur.
Ve doğanın hırkası sarıdır artık. Renklerin armonisi yaşanır ardı sıra.
Yeşil kırmızıya, kırmızı sarıya bırakır yerini gün be gün.
Hazin bir yitişin ilk çağrısı mıdır sonbahar yoksa, yeniden oluşum kozası mı?
Ölü toprağı serpilmiş şehirlerin yalnızlığında uyanılır gecelerin sabahına.
Kelebek bakışlarında hayal edilir okyanuslar... Bir bir yüzüne kapanmıştır
kapılar kalabalığın. Kordon Boyundaki bank dost arar dertleşecek.
Deniz üstü sohbetler özlenir olmuştur. Çilingir sofrasının
kahkahaları yankılanır balıkçı iskelesinde. Ağaçlar yavaşça bırakır
yaprağını yere, asi çiçekler bekleşir toprağın eşiğinde. Sayfa
arasındaki gül yaprağıncadır hülyalar. Maviye, yeşile mersiyeler yazılır
çatlamış dudaklarca. Ellerinde topaçları yaz çocukları, kaçışır her biri bir köşeye.
Camdaki buğuya çizilince sıkıntıların resmi, son sıcağı da çekilince bedenden
yazın, eylül kuşlarına yüklendiyse menevişler artık hazana akmaktadır zaman.
Güneş, Kaf Dağının ardındadır umarsız.
Ve bir seyyahın zulasında bir dahaki dönüşe götürülür umutlar.
Beklemekse eğer yazgımız, hazanın sonunda elbet bahar olacak.
Arif ÂGÂH
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Bir an için 70’li yıllarınızda kendinizi görmeyi deneyin.
Aynalar artık gözlerinizi gülümsetemiyor. Yıllar yüzünüzde ıstırabınızdan birer çizgi bırakıp göçmüş. Omuzlarınız çökmüş, elleriniz titriyor. Şansınız varsa, huzurevinde değilsiniz; emeklisiniz ve yaşlı eşinizle birlikte hayata tutunuyorsunuz. Yüreğinizi albümlerinize bakarak serinletiyorsunuz.
Dünya sizi eskisi gibi heyecanlandırmıyor. Sonsuzluğa çok yaklaştınız. Kalbiniz artık dünya malı saplantısını çocukça ve anlamsız buluyor. Hayatta sevgiden ve vefadan başka her şeyin boş olduğunu görüyorsunuz.
Evliliğinizin ilk yıllarında eşinize koşarak kapıyı açar, selamlaşır, kucaklaşır ve tatlı sözlerle birbirinize iltifat ederdiniz. Birbirinizi sevindirmek için yarışır dururdunuz. Sofranızdaki çatal bıçak sesleri, çocuklarınızın neşeli çekişmelerine karışırdı.
Meltem’in doğduğu günkü heyecanınızı unutamıyorsunuz. Ardından Mehmet, sonra da Kamil doğmuştu. Geceleri her biri binlerce kez uykularınızı böldü. Kucağınızda, sırtınızda taşıdınız. Sevdiniz ağladılar, giyindirdiniz kirlettiler. Hastalandılar ve nice gece yarılarında hastane kapılarında sabahladınız eşinizle birlikte. Solgun bakışlarına dayanamazdınız.
Hayatınıza anlam veren en büyük üç servet bu çocuklardı. Bu üçünün mürüvveti için tüm servetinizi harcamaya, gerekirse yaşamaları uğrunda ölmeye hazırdınız.
Meltem’i evlendirdiniz. Mutluluğu en büyük coşku kaynağınız oldu. Kamil ise okudu, mühendis çıktı ve uzaklarda iş buldu. Ocağınızın neşelerini birer birer yuvanızdan kaçırdınız. Yeniden yalnız düştünüz.
Meltem ta Alamanyalara gitti. Kamil ise gitti gideli yıllardır sesinin tınısı kalbinizde tütüyor. Ya Mehmet! Okudu ve tam hayata tutunacakken vatan hizmetine gönderdiniz. Bayramda gelecek diye aylardır hazırlık yapıyordunuz. Mehmet’inizi vatan hizmetinde kaybettiğiniz o günün ıstırabını yıllarca silemediniz kalbinizden. Yine bayram bugün. Başkalarının Mehmet’i var; ama sizinki hiç gelmeyecek.
Geçen yıl gibi bu yıl da ümit ediyorsunuz. Belki Meltem dünya işlerinden biraz boşluk bulur da eski günlerin heyecanını kalbinize yaşatır. Belki Kamil şu hasretinizi birazcık dindirmek uğruna işlerine ara verir diye umuyorsunuz. Torunlarınızı düşününce gözleriniz doluyor.
Aylardır her gün kulağınız telefondaydı. Çalınca koşuyor, ama özlediğiniz sesleri duyamayınca ağlamaklı oluyordunuz. Bir umutla bayrama ulaştınız. Belki bugün, eski vefakâr evlatlar gibi ansızın habersiz çıkıp gelecekler. Ama kimsecikler gelmiyor.
Yaşlılık yıllarınızı böyle yaşamak ister misiniz? Fani dünya kazançları, anneyi babayı, dedeyi ve nineyi böyle mahzun bırakmaya değer mi? Vefa bu mu? Şimdi nerede anne babanız? Çocukken günde yüz kere hizmetinize koşanların şimdi yılda kaç kez huzurlarına varıp gönüllerini serinletiyorsunuz?
Bu fırsata bir daha sahip olamayabilirsiniz. Bir dahaki bayrama ansızın dünyadan ayrılış haberlerini almanız mümkündür. Yıllardır ihmal ettiğiniz vefayı sonsuza dek gösteremeyebilirsiniz. Gün gelir, hayat ağacınızın tüm kökleri kurur. Yetimliğinizle baş başa kalırsınız.
Bu bayramda hiçbir işinizden büyüklerinizi sevindirmekten değerli bir servet kazanamazsınız. Parlak ve buğulu bakışlarla yapacakları dualar, ailenizin huzuruna ve çocuklarınızın başarısına dönüşecek.
Bugün, varlığımızdan başka bir serveti olmayanların sevindirilmesi gereken gündür. Anne baba yoksa amcayı halayı, onlar yoksa diğer akrabaları ve mümkünse hepsini de hatırlayabilmeliyiz. Dinimize göre sıla-i rahim ömrü uzatır.
Sevenleriniz sizin yüzünüze, sesinize hasrettirler; bakışınıza, gülüşünüze, esenliğinize tanıklığa, torunlarına hasrettirler. Hiçbir şey özellikle anne babanızı, sizi yanlarında görmekten çok sevindiremez.
“Hiç kimse bizi annemizden daha içten ve karşılıksız sevmemiştir. Yıllar geçti de anne-babamız sadece veren el, bizler sadece alan el olduk. Herkes herkesi unutabilir de, sadece anne-baba ölünceye kadar evladını sayıklar.”
Yorum (2)
Yorum yaz!